20:05 Perşembe / 21 Ocak 2021
9.4 C
İstanbul

Fizan: Libya’da savaşın unutulan coğrafyası

Fizan, Libya'da 2011 yılından bu yana devam eden savaşta gündemden uzakta kalan ancak savaştan en çok etkilenen bölgelerden biri olarak öne çıkıyor.

Fizan, Libya'da 2011 yılından bu yana devam eden savaşta gündemden uzakta kalan ancak savaştan en çok etkilenen bölgelerden biri olarak öne çıkıyor.

Libya'nın güneyinde tarihi açıdan önem arz eden bölge, süreç içerisinde marjinalleşme riskiyle karşı karşıya.

Bölgenin genel durumuna dair, uluslararası ilişkiler uzmanı Asma Saïd tarafından yazılan ve Orient XXI'da analiz, Mepa News okurları için Kübra Doğrusözlü tarafından Türkçeleştirildi.

Fizan, sahip olduğu petrol kaynakları nedeniyle Libya'da oldukça stratejik bir bölgedir. Trablus'taki Ulusal Mutabakat Hükümeti tarafından bölünmüş, terk edilmiş olan Tubu halkı ve orada yaşayan Tuaregler, Mareşal Hafter'in saldırılarına direnmek için bir ittifak oluşturdular. Ancak bu halklar için gelecek belirsiz bir durumda.

Libya'daki savaşı düşündüğümüzde, dikkatimiz Tobruk'tan yönetilen Doğu'daki Sirenayka'ya ve Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) tarafından yönetilen Batı'daki Trablusgarp’a odaklanıyor. Oldukça stratejik bir bölge olan güneydeki Fizan bölgesi, taraflardan birinin veya diğerinin zaferinde belirleyici bir faktör olduğunu kanıtlamış olsa da, oldukça unutulmuş bir durumdadır.

Fizan'ın üç ana etnik bileşeni – Araplar, Tubular ve Tuaregler- toplam yarım milyon ve ülke nüfusunun yaklaşık %10'unu oluşturuyor. Bunlar esas olarak üç şehirde yoğunlaşmıştır: Bölgenin idari başkenti olan, 149 bin nüfuslu ve Arap etnik kökeninin merkezi olan Sebha, Albay Muammer Kadafi'nin bölgesi olan Kaddafa ve 50 bin nüfuslu Murzuk.

Fizan üzerinde rekabet

Bu bölge üzerindeki rekabet çok eski zamanlara dayanıyor. 19. yüzyılın ortası ile 20. yüzyılın ortası arasında (Libya'nın bağımsızlığını kazandığı 1951'e kadar), sömürge güçleri, girişimlerini deniz kıyısında yoğunlaştırdıktan sonra, egemenliklerini bu yarı çöl bölgesine genişletmeye çalıştılar. Osmanlı İmparatorluğu, ardından İtalya, İngiltere ve Fransa, bölgenin geri kalanının ekonomik refahının kısmen bölgenin jeostratejik kaynaklarına ve Sahra'ya sağladığı erişime bağlı olduğunu fark ederek bölgeye büyük ilgi gösterdi.

Libya üç vilayete bölündüğünde (mevcut yerel bölünmelere karşılık gelir), Fizan'ın diğer yerel oluşumlarla çok az siyasi ve idari bağı vardı. Trablusgarp ve Sirenayka, ayrı otoriteler tarafından ve farklı siyasi amaçlarla yönetilmesine rağmen, yakın siyasi ve ekonomik bağları sürdürdü. Yine de çok erken bir tarihte, Trablusgarp demokratik bir Cumhuriyet olmak istediğini, oysa İngilizler tarafından resmi olarak seçilen Muhammed İdris El-Mehdi El-Senusi yönetimindeki Sirenayka’nın daha muhafazakar bir vizyona sahip olduğunu açıkça belirtti. Libya 1951'de bağımsızlığını kazandığında Muhammed İdris El-Mehdi El-Senusi kral ilan edildi, ancak 1969'da Kaddafi tarafından devrildi.

Senusi (I. İdris), 1949'da Sirenayka Emirliği'nin bağımsızlığını ilan ettikten sonra, Kral diğer iki eyaleti de kendi sistemini sürdürmeye çağırdı. Ancak, çeşitli etnik grupları, farklı ekonomik pazarları ve farklı dış etkilere maruz kalan eyaletler arasındaki çekişmelerin her biri kendisini Kralın yetkisi altında yöneten federal bir sistemi tercih etmelerine yol açtı. Bu plan BM Genel Kurulu tarafından onaylandı ve ülkenin bağımsızlığını resmileştiren 24 Aralık 1951 Anayasası kapsamında güvence altına alındı.

Fransız yönetimi

1943 itibariyle, Fizan, Fransa tarafından komşu Cezayir modeline göre işgal edilmiş ve yönetilmişti. 1950'lerin başında, hatta krallığın bağımsızlığını ilan etmeden önce, Fransa ile Libya arasında her altı ayda bir yenilenebilen askeri ve mali nitelikte geçici anlaşmalar yapıldı. Bunlara dayanarak Paris, ülkenin federal organlarında faaliyet gösterecek elçiler gönderdi ve Fransa'nın Libya bütçesine sağladığı yardımın Fizan'a yeniden dağıtılmasını sağladı. Somut olarak amaç, Cezayir ile Fransız Ekvator Afrika'sını oluşturan dört sömürge arasında bağlantıların kurulabileceği stratejik bölgede askeri bir tutuş sağlamaktı: Gabon, bugünkü Kongo Cumhuriyeti, Çad ve eski Ubangi-Chari, şimdiki Orta Afrika Cumhuriyeti. Fransa ayrıca, Fransız yönetiminin karargahının bulunduğu Sebha'daki gibi Fizan'ın otoyollarını ve havaalanlarını, ayrıca Gat ve Gadames'tekileri kullanma hakkını elde etti.

Ancak yavaş yavaş federal hükümet bu anlaşmalardan vazgeçti ve bu Fransız varlığının hoş karşılanmadığı bölgeyi ele geçirdi. Nihayet Kasım 1954'te Fransa çekilmek zorunda kaldı ve o zamana kadar serbestçe kullandığı hava üslerini artık kiralamak zorunda kaldı.

Kasım 1954'te Cezayir'de savaş patlak verdiğinde, Fransa bu geçici düzenlemelerin yenilenmesi konusunda reddedildi ve Libya hükümeti 31 Aralık'a kadar Fransa’ya Fizan'dan ayrılması için çağrıda bulundu. Artık, Cezayir'deki çatışma kızışırken, Fransız yetkililer bölgeyi, ya silah kaçakçılığı için potansiyel bir alan ya da Doğu Cezayir'de faaliyet gösteren isyancılar için bir geri dönüş pozisyonu olarak stratejik bir konum olarak görmeye başladılar. Yoğun diplomatik çekişmelere ve İngilizlerin ve Amerikalıların desteğini kaybetmesine rağmen, hala Libya'da bulunan Fransa artık uluslararası sahnede oldukça izole olmuş ve nihayet 10 Ağustos 1955'te bölgeden kesin geri çekilmesini resmileştiren bir antlaşma imzalamak zorunda kalmıştır. Yine de, bir dönüşüm süreci elde etmiş ve belirli otoyolların kullanımını garanti altına almıştır. Aynı zamanda toprakları saldırıya uğrarsa Fizan’ı savunma kapasitesini havaalanlarına ulaşımı da içeren çeşitli garantiler altına almıştır.

Cezayir petrolü için geçiş bölgesi

Fransa'ya ayrıca, 1954'ten beri Libya'da faaliyet gösteren, Sirte Havzasındaki El Curf ve Mebruk yataklarını ve ayrıca Murzuk Havzası'ndaki Şarare yataklarını kullanan petrol şirketleri lehine tavizler verildi. Ve son olarak, Fransa, Cezayir-Libya sınırının çizilmesi konusunda kararını verdi ve Cezayir'in Ecele bölgesindeki yataklarının mülkiyetini sağladı.

Aslında, 1956'da Ecele yakınlarındaki büyük petrol yataklarının keşfi, Fransızların Fizan'daki stratejik çıkarlarını yeniden gözden geçirmelerine ve geri çekilmelerini kabul etmelerine yol açtı. O zamana kadar, müzakerelerde Fransızlar, siyasi ve askeri nedenlerle bölgedeki varlıklarını sürdürme konusunda kararlıydılar. Bu rezervlerin keşfedilmesiyle daha esnek hale geldiler ve karayollarından ve belirli altyapılardan yararlanmalarına izin veren belirli tavizler karşılığında çekilmelerini müzakere ettiler. Süveyş Kanalı'nın kamulaştırılmasının enerji tedarik hatlarını tehdit ettiği bir dönemde, Fizan, Cezayir petrolünün Fransa anakarasına nakledilmesi için vazgeçilmez bir geçiş bölgesi olarak kabul edildi. Geri çekilmeleri karşılığında Fransızlar, o sırada en pratik ve en kısa yol olan Cezayir petrolünü anakaraya göndermek için Libya havaalanlarına ve Kuzey Sahili'ndeki Zuvare Limanı'na erişim izni almayı umdu.

Libya'da petrol federatif olduğu kadar katalizör görevi de görüyor, ancak petrolün geçmişte ülkeyi birleştirmesini öngörülürken, bugün bir bölünme faktörü olma eğiliminde. Ellili yılların sonunda Sirenayka'da petrolün keşfi, Libya halkının Arap dünyasına ait olduğu hissedilen bir dönemde, merkezi hükümeti ülkenin ekonomik ve siyasi birliğini sağlamaya çalışmıştı.

Bundan sonra, ülkenin siyasi birliği, doğal kaynaklarının nasıl paylaşılacağına bağlıydı ve üç devleti birbirine bağlayan sosyal sözleşmenin yeniden müzakere edilmesi kaçınılmaz hale geldi. Kral 1963'te yeni bir Anayasa'nın kabulünü resmileştirerek, o zamana kadar ülkenin üç birimini birleştiren federal sistemin sona ermesini kararlaştırdı.

İhtilaflı 'talih kuşu': Petrol

Libya, Afrika'nın en büyük fosil yakıt rezervlerine sahiptir. 2011'de, ülke devriminin arifesinde, fosil yakıt üretiminin %80'i Avrupa'ya ihraç edildi (bunun yarısı İtalya, Almanya ve Fransa arasında pay edildi). Büyük kısmı Sirenayka'da bulunan petrol yatakları, ülkenin en büyük ve tek petrol sahasının bulunduğu yer olan Fizan'daki iktidar mücadelelerinde önemli bir rekabet meselesidir. El-Fil’in de bulunduğu bir bölgede kurulan bu yataklar, Libya'nın toplam üretiminin yaklaşık üçte birini gerçekleştiriyor.

İkinci Libya iç savaşı sırasında (2014-2015), petrol sorunu Güney'de özellikle Tubular ve Tuareg'ler arasındaki etnik gruplar arası ilişkileri alevlendirdi. Tuaregler çoğunlukla Cezayir sınırına yakın Batı Fizan'da bulunur. Tubu halkı merkezde ve Doğu'da yaşar ve :ad-Libya sınırını geçen rotaları kontrol eder. İki halk ayrıca Nijer sınırından Trablusgarp sınırına kadar uzanan bir arazi şeridinde yan yana yaşıyor. Petrol aynı zamanda, Mareşal Halife Hafter’in ilerleyen ordusuna karşı ortak çıkarlarını savunmak için bu iki etnik köken arasında önemli bir bağdır.

Libya'daki kaos, siyasi iktidar rekabetleri dışında, petrol veya kaçakçılık yoluyla üretilen ekonomik gelirler konusunda da bir çekişmeye yol açacak. Petrol ticaretinden tahakkuk eden kârların yanı sıra, petrol altyapılarının güvenliğini garanti altına alma çalışması, sorumlu gruplara önemli bir gelir sağlayacaktır. Fizan'da bu güvenlik önlemleri Tubular ve Tuaregler tarafından ele alınmaktadır. Ve bu stratejik faaliyet, merkezi hükümet ile etnik azınlıklar arasındaki müzakerelerde kullanılmaktadır. Tuaregler sosyal ve politik taleplerini desteklemek ve haklarının tanınması için petrol tesislerini rehin aldılar ve bu, Kaddafi rejimi tarafından yıllarca göz ardı edildi.

İkinci Libya iç savaşı patlak verdiğinde, Tubular ile Tuaregler arasında, Sebha'nın 200 kilometre batısında şiddetli çatışmalar yaşandı. Bu çatışmalar, Tubuların kasabayı ve çevresindeki petrol kaynaklarını ele geçirmesinin bir sonucuydu. Kasım 2015'te ikili arasında imzalanan anlaşmaya rağmen, aralarında sadece birkaç ay sonra tekrar çatışmalar yaşandı. Ubari yerle bir edildi ve her iki tarafta da birkaç yüz can kaybı oldu. Tüm bunlara rağmen Tuaregler ve Tubular, azınlık statülerinin ve haklarının yeni Anayasa'ya yazılmasını talep etmek için birleştiler. Ancak bu parantez dışında, bölgedeki iki ana petrol sahasının kontrolü konusunda hâlâ anlaşmazlık halindeler. Mareşal Hafter’in Libya Ulusal Ordusu (LUA) tarafından 2019’un başında başlatılan büyük taarruza kadar bu sıfatı sırasıyla almış oldular.

Ulusal Ordu’nun Murzuk, Sebha ve Ubari yakınlarındaki ilerleyişi, sonunda El-Fil bölgelerini savunmak için Tuareg ve Tubu milislerinin bir araya gelmesini sağladı. Böylece, Mayıs 2016'da bir Güney Ulusal Ordusu oluşturma planları ilk kez masaya yatırıldı. Bu girişim, yüksek rütbeli bir Targui subayı olan Ali Kana Souleymane'nin çalışmasıydı ve güneyli etnik gruplar arasında Fayiz Es-Serrac’ın Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) tarafından ihmal edildikleri algısına paraleldi. Bu nedenle, son dört yılda aralarında yaşanan çatışmalara rağmen, iki etnik yapı General Ali Souleymane'nin komutası altında ittifak kurmaya çalıştı. Libya Ulusal Ordusu, Tuaregler ve Tubuların bölgelerini savunmak için güçlerini birleştirmesi ve General Ali Kana'nın bölgenin Trablus askeri komutanı tarafından atanması doğrultusunda Fizan’a bir saldırı başlattı.

Hafter'e karşı birleşik cephe

Hafter birliklerine karşı şiddetli direnişlerine rağmen, Tuaregler ve Tubular, Rus ve yabancı paralı askerler tarafından takviye edilen bu orduyu durduramadılar. Doğal kaynaklarının sömürülmesi konusundaki anlaşmazlıkları veya Kuzey'deki iki rakip siyasi varlığa karşı benimseme tutumları onlara galip geldi ve onları zayıflattı. Süregelen savaşların vahşeti, düşmanın gücü ve Trablus'tan gelen yetersiz destek, onları Ulusal Ordu’ya yer vermeye ve petrol sahaları da dahil olmak üzere çeşitli stratejik pozisyonlarda Ulusal Ordu’nun varlığını kabul etmeye zorladı.

Aralarındaki bölünmeler, özellikle ülkeyi yöneten rakip makamlar arasındaki güç dengesinin sürekli bir akış halinde olmasından kaynaklanıyor. Şimdi, devam eden bu çapraz ilişki, her iki etnik grubun da uzun zamandır onları araçsallaştıran ve marjinalleştiren bir Libya toplumunda kendilerine bir yer oluşturmayı ve petrol gelirlerinin adil bir payından yararlanmayı umdukları bir fırsat sağlayabilir. Dolayısıyla, mevcut savaşın sonu yaklaşırken, ne pahasına olursa olsun kendilerini kaybeden tarafta bulmaktan kaçınmalıdırlar.

Ancak mevcut durum, Tubular ve Tuareglerin uğruna savaştıkları takdiri elde edemeyeceklerini gösteriyor. Petrol fiyatlarındaki düşüşün yol açtığı benzeri görülmemiş kriz nedeniyle ülkeyi etkileyen ekonomik kaos, ki Türkiye (UMH'yi destekleyen) ve Rusya'nın (General Hafter'i destekleyen) uyguladığı kombine baskı rakip hükümetlerin müzakere masasına gelmesine sebep olmuştu, Güneydeki etnik azınlıkların yokluğu, krizin kalıcı bir sonucunu son derece olanaksız kılacaktır. Sonsuz görünen bu çatışmaya yönelik müzakere edilmiş bir çözüme ulaşmak için, 9-15 Kasım tarihleri arasında Tunus'ta bir Libya Siyasi Diyalog Forumu düzenlendi ve 24 Aralık 2021'de seçimlerin yapılacağı duyuruldu. Ve tabii Tuaregler veya Tubuların katılımı olmaksızın…

Kaynak: Mepa News

*Yayınlanan haberlerde yer alan düşünceler ve ortaya konulan fikirler veya kişiler Mira Haber’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

EN ÇOK OKUNANLAR

Fizan: Libya’da savaşın unutulan coğrafyası

Fizan, Libya'da 2011 yılından bu yana devam eden savaşta gündemden uzakta kalan ancak savaştan en çok etkilenen bölgelerden biri olarak öne çıkıyor.

Fizan, Libya'da 2011 yılından bu yana devam eden savaşta gündemden uzakta kalan ancak savaştan en çok etkilenen bölgelerden biri olarak öne çıkıyor.

Libya'nın güneyinde tarihi açıdan önem arz eden bölge, süreç içerisinde marjinalleşme riskiyle karşı karşıya.

Bölgenin genel durumuna dair, uluslararası ilişkiler uzmanı Asma Saïd tarafından yazılan ve Orient XXI'da analiz, Mepa News okurları için Kübra Doğrusözlü tarafından Türkçeleştirildi.

Fizan, sahip olduğu petrol kaynakları nedeniyle Libya'da oldukça stratejik bir bölgedir. Trablus'taki Ulusal Mutabakat Hükümeti tarafından bölünmüş, terk edilmiş olan Tubu halkı ve orada yaşayan Tuaregler, Mareşal Hafter'in saldırılarına direnmek için bir ittifak oluşturdular. Ancak bu halklar için gelecek belirsiz bir durumda.

Libya'daki savaşı düşündüğümüzde, dikkatimiz Tobruk'tan yönetilen Doğu'daki Sirenayka'ya ve Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) tarafından yönetilen Batı'daki Trablusgarp’a odaklanıyor. Oldukça stratejik bir bölge olan güneydeki Fizan bölgesi, taraflardan birinin veya diğerinin zaferinde belirleyici bir faktör olduğunu kanıtlamış olsa da, oldukça unutulmuş bir durumdadır.

Fizan'ın üç ana etnik bileşeni – Araplar, Tubular ve Tuaregler- toplam yarım milyon ve ülke nüfusunun yaklaşık %10'unu oluşturuyor. Bunlar esas olarak üç şehirde yoğunlaşmıştır: Bölgenin idari başkenti olan, 149 bin nüfuslu ve Arap etnik kökeninin merkezi olan Sebha, Albay Muammer Kadafi'nin bölgesi olan Kaddafa ve 50 bin nüfuslu Murzuk.

Fizan üzerinde rekabet

Bu bölge üzerindeki rekabet çok eski zamanlara dayanıyor. 19. yüzyılın ortası ile 20. yüzyılın ortası arasında (Libya'nın bağımsızlığını kazandığı 1951'e kadar), sömürge güçleri, girişimlerini deniz kıyısında yoğunlaştırdıktan sonra, egemenliklerini bu yarı çöl bölgesine genişletmeye çalıştılar. Osmanlı İmparatorluğu, ardından İtalya, İngiltere ve Fransa, bölgenin geri kalanının ekonomik refahının kısmen bölgenin jeostratejik kaynaklarına ve Sahra'ya sağladığı erişime bağlı olduğunu fark ederek bölgeye büyük ilgi gösterdi.

Libya üç vilayete bölündüğünde (mevcut yerel bölünmelere karşılık gelir), Fizan'ın diğer yerel oluşumlarla çok az siyasi ve idari bağı vardı. Trablusgarp ve Sirenayka, ayrı otoriteler tarafından ve farklı siyasi amaçlarla yönetilmesine rağmen, yakın siyasi ve ekonomik bağları sürdürdü. Yine de çok erken bir tarihte, Trablusgarp demokratik bir Cumhuriyet olmak istediğini, oysa İngilizler tarafından resmi olarak seçilen Muhammed İdris El-Mehdi El-Senusi yönetimindeki Sirenayka’nın daha muhafazakar bir vizyona sahip olduğunu açıkça belirtti. Libya 1951'de bağımsızlığını kazandığında Muhammed İdris El-Mehdi El-Senusi kral ilan edildi, ancak 1969'da Kaddafi tarafından devrildi.

Senusi (I. İdris), 1949'da Sirenayka Emirliği'nin bağımsızlığını ilan ettikten sonra, Kral diğer iki eyaleti de kendi sistemini sürdürmeye çağırdı. Ancak, çeşitli etnik grupları, farklı ekonomik pazarları ve farklı dış etkilere maruz kalan eyaletler arasındaki çekişmelerin her biri kendisini Kralın yetkisi altında yöneten federal bir sistemi tercih etmelerine yol açtı. Bu plan BM Genel Kurulu tarafından onaylandı ve ülkenin bağımsızlığını resmileştiren 24 Aralık 1951 Anayasası kapsamında güvence altına alındı.

Fransız yönetimi

1943 itibariyle, Fizan, Fransa tarafından komşu Cezayir modeline göre işgal edilmiş ve yönetilmişti. 1950'lerin başında, hatta krallığın bağımsızlığını ilan etmeden önce, Fransa ile Libya arasında her altı ayda bir yenilenebilen askeri ve mali nitelikte geçici anlaşmalar yapıldı. Bunlara dayanarak Paris, ülkenin federal organlarında faaliyet gösterecek elçiler gönderdi ve Fransa'nın Libya bütçesine sağladığı yardımın Fizan'a yeniden dağıtılmasını sağladı. Somut olarak amaç, Cezayir ile Fransız Ekvator Afrika'sını oluşturan dört sömürge arasında bağlantıların kurulabileceği stratejik bölgede askeri bir tutuş sağlamaktı: Gabon, bugünkü Kongo Cumhuriyeti, Çad ve eski Ubangi-Chari, şimdiki Orta Afrika Cumhuriyeti. Fransa ayrıca, Fransız yönetiminin karargahının bulunduğu Sebha'daki gibi Fizan'ın otoyollarını ve havaalanlarını, ayrıca Gat ve Gadames'tekileri kullanma hakkını elde etti.

Ancak yavaş yavaş federal hükümet bu anlaşmalardan vazgeçti ve bu Fransız varlığının hoş karşılanmadığı bölgeyi ele geçirdi. Nihayet Kasım 1954'te Fransa çekilmek zorunda kaldı ve o zamana kadar serbestçe kullandığı hava üslerini artık kiralamak zorunda kaldı.

Kasım 1954'te Cezayir'de savaş patlak verdiğinde, Fransa bu geçici düzenlemelerin yenilenmesi konusunda reddedildi ve Libya hükümeti 31 Aralık'a kadar Fransa’ya Fizan'dan ayrılması için çağrıda bulundu. Artık, Cezayir'deki çatışma kızışırken, Fransız yetkililer bölgeyi, ya silah kaçakçılığı için potansiyel bir alan ya da Doğu Cezayir'de faaliyet gösteren isyancılar için bir geri dönüş pozisyonu olarak stratejik bir konum olarak görmeye başladılar. Yoğun diplomatik çekişmelere ve İngilizlerin ve Amerikalıların desteğini kaybetmesine rağmen, hala Libya'da bulunan Fransa artık uluslararası sahnede oldukça izole olmuş ve nihayet 10 Ağustos 1955'te bölgeden kesin geri çekilmesini resmileştiren bir antlaşma imzalamak zorunda kalmıştır. Yine de, bir dönüşüm süreci elde etmiş ve belirli otoyolların kullanımını garanti altına almıştır. Aynı zamanda toprakları saldırıya uğrarsa Fizan’ı savunma kapasitesini havaalanlarına ulaşımı da içeren çeşitli garantiler altına almıştır.

Cezayir petrolü için geçiş bölgesi

Fransa'ya ayrıca, 1954'ten beri Libya'da faaliyet gösteren, Sirte Havzasındaki El Curf ve Mebruk yataklarını ve ayrıca Murzuk Havzası'ndaki Şarare yataklarını kullanan petrol şirketleri lehine tavizler verildi. Ve son olarak, Fransa, Cezayir-Libya sınırının çizilmesi konusunda kararını verdi ve Cezayir'in Ecele bölgesindeki yataklarının mülkiyetini sağladı.

Aslında, 1956'da Ecele yakınlarındaki büyük petrol yataklarının keşfi, Fransızların Fizan'daki stratejik çıkarlarını yeniden gözden geçirmelerine ve geri çekilmelerini kabul etmelerine yol açtı. O zamana kadar, müzakerelerde Fransızlar, siyasi ve askeri nedenlerle bölgedeki varlıklarını sürdürme konusunda kararlıydılar. Bu rezervlerin keşfedilmesiyle daha esnek hale geldiler ve karayollarından ve belirli altyapılardan yararlanmalarına izin veren belirli tavizler karşılığında çekilmelerini müzakere ettiler. Süveyş Kanalı'nın kamulaştırılmasının enerji tedarik hatlarını tehdit ettiği bir dönemde, Fizan, Cezayir petrolünün Fransa anakarasına nakledilmesi için vazgeçilmez bir geçiş bölgesi olarak kabul edildi. Geri çekilmeleri karşılığında Fransızlar, o sırada en pratik ve en kısa yol olan Cezayir petrolünü anakaraya göndermek için Libya havaalanlarına ve Kuzey Sahili'ndeki Zuvare Limanı'na erişim izni almayı umdu.

Libya'da petrol federatif olduğu kadar katalizör görevi de görüyor, ancak petrolün geçmişte ülkeyi birleştirmesini öngörülürken, bugün bir bölünme faktörü olma eğiliminde. Ellili yılların sonunda Sirenayka'da petrolün keşfi, Libya halkının Arap dünyasına ait olduğu hissedilen bir dönemde, merkezi hükümeti ülkenin ekonomik ve siyasi birliğini sağlamaya çalışmıştı.

Bundan sonra, ülkenin siyasi birliği, doğal kaynaklarının nasıl paylaşılacağına bağlıydı ve üç devleti birbirine bağlayan sosyal sözleşmenin yeniden müzakere edilmesi kaçınılmaz hale geldi. Kral 1963'te yeni bir Anayasa'nın kabulünü resmileştirerek, o zamana kadar ülkenin üç birimini birleştiren federal sistemin sona ermesini kararlaştırdı.

İhtilaflı 'talih kuşu': Petrol

Libya, Afrika'nın en büyük fosil yakıt rezervlerine sahiptir. 2011'de, ülke devriminin arifesinde, fosil yakıt üretiminin %80'i Avrupa'ya ihraç edildi (bunun yarısı İtalya, Almanya ve Fransa arasında pay edildi). Büyük kısmı Sirenayka'da bulunan petrol yatakları, ülkenin en büyük ve tek petrol sahasının bulunduğu yer olan Fizan'daki iktidar mücadelelerinde önemli bir rekabet meselesidir. El-Fil’in de bulunduğu bir bölgede kurulan bu yataklar, Libya'nın toplam üretiminin yaklaşık üçte birini gerçekleştiriyor.

İkinci Libya iç savaşı sırasında (2014-2015), petrol sorunu Güney'de özellikle Tubular ve Tuareg'ler arasındaki etnik gruplar arası ilişkileri alevlendirdi. Tuaregler çoğunlukla Cezayir sınırına yakın Batı Fizan'da bulunur. Tubu halkı merkezde ve Doğu'da yaşar ve :ad-Libya sınırını geçen rotaları kontrol eder. İki halk ayrıca Nijer sınırından Trablusgarp sınırına kadar uzanan bir arazi şeridinde yan yana yaşıyor. Petrol aynı zamanda, Mareşal Halife Hafter’in ilerleyen ordusuna karşı ortak çıkarlarını savunmak için bu iki etnik köken arasında önemli bir bağdır.

Libya'daki kaos, siyasi iktidar rekabetleri dışında, petrol veya kaçakçılık yoluyla üretilen ekonomik gelirler konusunda da bir çekişmeye yol açacak. Petrol ticaretinden tahakkuk eden kârların yanı sıra, petrol altyapılarının güvenliğini garanti altına alma çalışması, sorumlu gruplara önemli bir gelir sağlayacaktır. Fizan'da bu güvenlik önlemleri Tubular ve Tuaregler tarafından ele alınmaktadır. Ve bu stratejik faaliyet, merkezi hükümet ile etnik azınlıklar arasındaki müzakerelerde kullanılmaktadır. Tuaregler sosyal ve politik taleplerini desteklemek ve haklarının tanınması için petrol tesislerini rehin aldılar ve bu, Kaddafi rejimi tarafından yıllarca göz ardı edildi.

İkinci Libya iç savaşı patlak verdiğinde, Tubular ile Tuaregler arasında, Sebha'nın 200 kilometre batısında şiddetli çatışmalar yaşandı. Bu çatışmalar, Tubuların kasabayı ve çevresindeki petrol kaynaklarını ele geçirmesinin bir sonucuydu. Kasım 2015'te ikili arasında imzalanan anlaşmaya rağmen, aralarında sadece birkaç ay sonra tekrar çatışmalar yaşandı. Ubari yerle bir edildi ve her iki tarafta da birkaç yüz can kaybı oldu. Tüm bunlara rağmen Tuaregler ve Tubular, azınlık statülerinin ve haklarının yeni Anayasa'ya yazılmasını talep etmek için birleştiler. Ancak bu parantez dışında, bölgedeki iki ana petrol sahasının kontrolü konusunda hâlâ anlaşmazlık halindeler. Mareşal Hafter’in Libya Ulusal Ordusu (LUA) tarafından 2019’un başında başlatılan büyük taarruza kadar bu sıfatı sırasıyla almış oldular.

Ulusal Ordu’nun Murzuk, Sebha ve Ubari yakınlarındaki ilerleyişi, sonunda El-Fil bölgelerini savunmak için Tuareg ve Tubu milislerinin bir araya gelmesini sağladı. Böylece, Mayıs 2016'da bir Güney Ulusal Ordusu oluşturma planları ilk kez masaya yatırıldı. Bu girişim, yüksek rütbeli bir Targui subayı olan Ali Kana Souleymane'nin çalışmasıydı ve güneyli etnik gruplar arasında Fayiz Es-Serrac’ın Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) tarafından ihmal edildikleri algısına paraleldi. Bu nedenle, son dört yılda aralarında yaşanan çatışmalara rağmen, iki etnik yapı General Ali Souleymane'nin komutası altında ittifak kurmaya çalıştı. Libya Ulusal Ordusu, Tuaregler ve Tubuların bölgelerini savunmak için güçlerini birleştirmesi ve General Ali Kana'nın bölgenin Trablus askeri komutanı tarafından atanması doğrultusunda Fizan’a bir saldırı başlattı.

Hafter'e karşı birleşik cephe

Hafter birliklerine karşı şiddetli direnişlerine rağmen, Tuaregler ve Tubular, Rus ve yabancı paralı askerler tarafından takviye edilen bu orduyu durduramadılar. Doğal kaynaklarının sömürülmesi konusundaki anlaşmazlıkları veya Kuzey'deki iki rakip siyasi varlığa karşı benimseme tutumları onlara galip geldi ve onları zayıflattı. Süregelen savaşların vahşeti, düşmanın gücü ve Trablus'tan gelen yetersiz destek, onları Ulusal Ordu’ya yer vermeye ve petrol sahaları da dahil olmak üzere çeşitli stratejik pozisyonlarda Ulusal Ordu’nun varlığını kabul etmeye zorladı.

Aralarındaki bölünmeler, özellikle ülkeyi yöneten rakip makamlar arasındaki güç dengesinin sürekli bir akış halinde olmasından kaynaklanıyor. Şimdi, devam eden bu çapraz ilişki, her iki etnik grubun da uzun zamandır onları araçsallaştıran ve marjinalleştiren bir Libya toplumunda kendilerine bir yer oluşturmayı ve petrol gelirlerinin adil bir payından yararlanmayı umdukları bir fırsat sağlayabilir. Dolayısıyla, mevcut savaşın sonu yaklaşırken, ne pahasına olursa olsun kendilerini kaybeden tarafta bulmaktan kaçınmalıdırlar.

Ancak mevcut durum, Tubular ve Tuareglerin uğruna savaştıkları takdiri elde edemeyeceklerini gösteriyor. Petrol fiyatlarındaki düşüşün yol açtığı benzeri görülmemiş kriz nedeniyle ülkeyi etkileyen ekonomik kaos, ki Türkiye (UMH'yi destekleyen) ve Rusya'nın (General Hafter'i destekleyen) uyguladığı kombine baskı rakip hükümetlerin müzakere masasına gelmesine sebep olmuştu, Güneydeki etnik azınlıkların yokluğu, krizin kalıcı bir sonucunu son derece olanaksız kılacaktır. Sonsuz görünen bu çatışmaya yönelik müzakere edilmiş bir çözüme ulaşmak için, 9-15 Kasım tarihleri arasında Tunus'ta bir Libya Siyasi Diyalog Forumu düzenlendi ve 24 Aralık 2021'de seçimlerin yapılacağı duyuruldu. Ve tabii Tuaregler veya Tubuların katılımı olmaksızın…

Kaynak: Mepa News

*Yayınlanan haberlerde yer alan düşünceler ve ortaya konulan fikirler veya kişiler Mira Haber’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

EN ÇOK OKUNANLAR

Fizan: Libya’da savaşın unutulan coğrafyası

Fizan, Libya'da 2011 yılından bu yana devam eden savaşta gündemden uzakta kalan ancak savaştan en çok etkilenen bölgelerden biri olarak öne çıkıyor.

Fizan, Libya'da 2011 yılından bu yana devam eden savaşta gündemden uzakta kalan ancak savaştan en çok etkilenen bölgelerden biri olarak öne çıkıyor.

Libya'nın güneyinde tarihi açıdan önem arz eden bölge, süreç içerisinde marjinalleşme riskiyle karşı karşıya.

Bölgenin genel durumuna dair, uluslararası ilişkiler uzmanı Asma Saïd tarafından yazılan ve Orient XXI'da analiz, Mepa News okurları için Kübra Doğrusözlü tarafından Türkçeleştirildi.

Fizan, sahip olduğu petrol kaynakları nedeniyle Libya'da oldukça stratejik bir bölgedir. Trablus'taki Ulusal Mutabakat Hükümeti tarafından bölünmüş, terk edilmiş olan Tubu halkı ve orada yaşayan Tuaregler, Mareşal Hafter'in saldırılarına direnmek için bir ittifak oluşturdular. Ancak bu halklar için gelecek belirsiz bir durumda.

Libya'daki savaşı düşündüğümüzde, dikkatimiz Tobruk'tan yönetilen Doğu'daki Sirenayka'ya ve Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) tarafından yönetilen Batı'daki Trablusgarp’a odaklanıyor. Oldukça stratejik bir bölge olan güneydeki Fizan bölgesi, taraflardan birinin veya diğerinin zaferinde belirleyici bir faktör olduğunu kanıtlamış olsa da, oldukça unutulmuş bir durumdadır.

Fizan'ın üç ana etnik bileşeni – Araplar, Tubular ve Tuaregler- toplam yarım milyon ve ülke nüfusunun yaklaşık %10'unu oluşturuyor. Bunlar esas olarak üç şehirde yoğunlaşmıştır: Bölgenin idari başkenti olan, 149 bin nüfuslu ve Arap etnik kökeninin merkezi olan Sebha, Albay Muammer Kadafi'nin bölgesi olan Kaddafa ve 50 bin nüfuslu Murzuk.

Fizan üzerinde rekabet

Bu bölge üzerindeki rekabet çok eski zamanlara dayanıyor. 19. yüzyılın ortası ile 20. yüzyılın ortası arasında (Libya'nın bağımsızlığını kazandığı 1951'e kadar), sömürge güçleri, girişimlerini deniz kıyısında yoğunlaştırdıktan sonra, egemenliklerini bu yarı çöl bölgesine genişletmeye çalıştılar. Osmanlı İmparatorluğu, ardından İtalya, İngiltere ve Fransa, bölgenin geri kalanının ekonomik refahının kısmen bölgenin jeostratejik kaynaklarına ve Sahra'ya sağladığı erişime bağlı olduğunu fark ederek bölgeye büyük ilgi gösterdi.

Libya üç vilayete bölündüğünde (mevcut yerel bölünmelere karşılık gelir), Fizan'ın diğer yerel oluşumlarla çok az siyasi ve idari bağı vardı. Trablusgarp ve Sirenayka, ayrı otoriteler tarafından ve farklı siyasi amaçlarla yönetilmesine rağmen, yakın siyasi ve ekonomik bağları sürdürdü. Yine de çok erken bir tarihte, Trablusgarp demokratik bir Cumhuriyet olmak istediğini, oysa İngilizler tarafından resmi olarak seçilen Muhammed İdris El-Mehdi El-Senusi yönetimindeki Sirenayka’nın daha muhafazakar bir vizyona sahip olduğunu açıkça belirtti. Libya 1951'de bağımsızlığını kazandığında Muhammed İdris El-Mehdi El-Senusi kral ilan edildi, ancak 1969'da Kaddafi tarafından devrildi.

Senusi (I. İdris), 1949'da Sirenayka Emirliği'nin bağımsızlığını ilan ettikten sonra, Kral diğer iki eyaleti de kendi sistemini sürdürmeye çağırdı. Ancak, çeşitli etnik grupları, farklı ekonomik pazarları ve farklı dış etkilere maruz kalan eyaletler arasındaki çekişmelerin her biri kendisini Kralın yetkisi altında yöneten federal bir sistemi tercih etmelerine yol açtı. Bu plan BM Genel Kurulu tarafından onaylandı ve ülkenin bağımsızlığını resmileştiren 24 Aralık 1951 Anayasası kapsamında güvence altına alındı.

Fransız yönetimi

1943 itibariyle, Fizan, Fransa tarafından komşu Cezayir modeline göre işgal edilmiş ve yönetilmişti. 1950'lerin başında, hatta krallığın bağımsızlığını ilan etmeden önce, Fransa ile Libya arasında her altı ayda bir yenilenebilen askeri ve mali nitelikte geçici anlaşmalar yapıldı. Bunlara dayanarak Paris, ülkenin federal organlarında faaliyet gösterecek elçiler gönderdi ve Fransa'nın Libya bütçesine sağladığı yardımın Fizan'a yeniden dağıtılmasını sağladı. Somut olarak amaç, Cezayir ile Fransız Ekvator Afrika'sını oluşturan dört sömürge arasında bağlantıların kurulabileceği stratejik bölgede askeri bir tutuş sağlamaktı: Gabon, bugünkü Kongo Cumhuriyeti, Çad ve eski Ubangi-Chari, şimdiki Orta Afrika Cumhuriyeti. Fransa ayrıca, Fransız yönetiminin karargahının bulunduğu Sebha'daki gibi Fizan'ın otoyollarını ve havaalanlarını, ayrıca Gat ve Gadames'tekileri kullanma hakkını elde etti.

Ancak yavaş yavaş federal hükümet bu anlaşmalardan vazgeçti ve bu Fransız varlığının hoş karşılanmadığı bölgeyi ele geçirdi. Nihayet Kasım 1954'te Fransa çekilmek zorunda kaldı ve o zamana kadar serbestçe kullandığı hava üslerini artık kiralamak zorunda kaldı.

Kasım 1954'te Cezayir'de savaş patlak verdiğinde, Fransa bu geçici düzenlemelerin yenilenmesi konusunda reddedildi ve Libya hükümeti 31 Aralık'a kadar Fransa’ya Fizan'dan ayrılması için çağrıda bulundu. Artık, Cezayir'deki çatışma kızışırken, Fransız yetkililer bölgeyi, ya silah kaçakçılığı için potansiyel bir alan ya da Doğu Cezayir'de faaliyet gösteren isyancılar için bir geri dönüş pozisyonu olarak stratejik bir konum olarak görmeye başladılar. Yoğun diplomatik çekişmelere ve İngilizlerin ve Amerikalıların desteğini kaybetmesine rağmen, hala Libya'da bulunan Fransa artık uluslararası sahnede oldukça izole olmuş ve nihayet 10 Ağustos 1955'te bölgeden kesin geri çekilmesini resmileştiren bir antlaşma imzalamak zorunda kalmıştır. Yine de, bir dönüşüm süreci elde etmiş ve belirli otoyolların kullanımını garanti altına almıştır. Aynı zamanda toprakları saldırıya uğrarsa Fizan’ı savunma kapasitesini havaalanlarına ulaşımı da içeren çeşitli garantiler altına almıştır.

Cezayir petrolü için geçiş bölgesi

Fransa'ya ayrıca, 1954'ten beri Libya'da faaliyet gösteren, Sirte Havzasındaki El Curf ve Mebruk yataklarını ve ayrıca Murzuk Havzası'ndaki Şarare yataklarını kullanan petrol şirketleri lehine tavizler verildi. Ve son olarak, Fransa, Cezayir-Libya sınırının çizilmesi konusunda kararını verdi ve Cezayir'in Ecele bölgesindeki yataklarının mülkiyetini sağladı.

Aslında, 1956'da Ecele yakınlarındaki büyük petrol yataklarının keşfi, Fransızların Fizan'daki stratejik çıkarlarını yeniden gözden geçirmelerine ve geri çekilmelerini kabul etmelerine yol açtı. O zamana kadar, müzakerelerde Fransızlar, siyasi ve askeri nedenlerle bölgedeki varlıklarını sürdürme konusunda kararlıydılar. Bu rezervlerin keşfedilmesiyle daha esnek hale geldiler ve karayollarından ve belirli altyapılardan yararlanmalarına izin veren belirli tavizler karşılığında çekilmelerini müzakere ettiler. Süveyş Kanalı'nın kamulaştırılmasının enerji tedarik hatlarını tehdit ettiği bir dönemde, Fizan, Cezayir petrolünün Fransa anakarasına nakledilmesi için vazgeçilmez bir geçiş bölgesi olarak kabul edildi. Geri çekilmeleri karşılığında Fransızlar, o sırada en pratik ve en kısa yol olan Cezayir petrolünü anakaraya göndermek için Libya havaalanlarına ve Kuzey Sahili'ndeki Zuvare Limanı'na erişim izni almayı umdu.

Libya'da petrol federatif olduğu kadar katalizör görevi de görüyor, ancak petrolün geçmişte ülkeyi birleştirmesini öngörülürken, bugün bir bölünme faktörü olma eğiliminde. Ellili yılların sonunda Sirenayka'da petrolün keşfi, Libya halkının Arap dünyasına ait olduğu hissedilen bir dönemde, merkezi hükümeti ülkenin ekonomik ve siyasi birliğini sağlamaya çalışmıştı.

Bundan sonra, ülkenin siyasi birliği, doğal kaynaklarının nasıl paylaşılacağına bağlıydı ve üç devleti birbirine bağlayan sosyal sözleşmenin yeniden müzakere edilmesi kaçınılmaz hale geldi. Kral 1963'te yeni bir Anayasa'nın kabulünü resmileştirerek, o zamana kadar ülkenin üç birimini birleştiren federal sistemin sona ermesini kararlaştırdı.

İhtilaflı 'talih kuşu': Petrol

Libya, Afrika'nın en büyük fosil yakıt rezervlerine sahiptir. 2011'de, ülke devriminin arifesinde, fosil yakıt üretiminin %80'i Avrupa'ya ihraç edildi (bunun yarısı İtalya, Almanya ve Fransa arasında pay edildi). Büyük kısmı Sirenayka'da bulunan petrol yatakları, ülkenin en büyük ve tek petrol sahasının bulunduğu yer olan Fizan'daki iktidar mücadelelerinde önemli bir rekabet meselesidir. El-Fil’in de bulunduğu bir bölgede kurulan bu yataklar, Libya'nın toplam üretiminin yaklaşık üçte birini gerçekleştiriyor.

İkinci Libya iç savaşı sırasında (2014-2015), petrol sorunu Güney'de özellikle Tubular ve Tuareg'ler arasındaki etnik gruplar arası ilişkileri alevlendirdi. Tuaregler çoğunlukla Cezayir sınırına yakın Batı Fizan'da bulunur. Tubu halkı merkezde ve Doğu'da yaşar ve :ad-Libya sınırını geçen rotaları kontrol eder. İki halk ayrıca Nijer sınırından Trablusgarp sınırına kadar uzanan bir arazi şeridinde yan yana yaşıyor. Petrol aynı zamanda, Mareşal Halife Hafter’in ilerleyen ordusuna karşı ortak çıkarlarını savunmak için bu iki etnik köken arasında önemli bir bağdır.

Libya'daki kaos, siyasi iktidar rekabetleri dışında, petrol veya kaçakçılık yoluyla üretilen ekonomik gelirler konusunda da bir çekişmeye yol açacak. Petrol ticaretinden tahakkuk eden kârların yanı sıra, petrol altyapılarının güvenliğini garanti altına alma çalışması, sorumlu gruplara önemli bir gelir sağlayacaktır. Fizan'da bu güvenlik önlemleri Tubular ve Tuaregler tarafından ele alınmaktadır. Ve bu stratejik faaliyet, merkezi hükümet ile etnik azınlıklar arasındaki müzakerelerde kullanılmaktadır. Tuaregler sosyal ve politik taleplerini desteklemek ve haklarının tanınması için petrol tesislerini rehin aldılar ve bu, Kaddafi rejimi tarafından yıllarca göz ardı edildi.

İkinci Libya iç savaşı patlak verdiğinde, Tubular ile Tuaregler arasında, Sebha'nın 200 kilometre batısında şiddetli çatışmalar yaşandı. Bu çatışmalar, Tubuların kasabayı ve çevresindeki petrol kaynaklarını ele geçirmesinin bir sonucuydu. Kasım 2015'te ikili arasında imzalanan anlaşmaya rağmen, aralarında sadece birkaç ay sonra tekrar çatışmalar yaşandı. Ubari yerle bir edildi ve her iki tarafta da birkaç yüz can kaybı oldu. Tüm bunlara rağmen Tuaregler ve Tubular, azınlık statülerinin ve haklarının yeni Anayasa'ya yazılmasını talep etmek için birleştiler. Ancak bu parantez dışında, bölgedeki iki ana petrol sahasının kontrolü konusunda hâlâ anlaşmazlık halindeler. Mareşal Hafter’in Libya Ulusal Ordusu (LUA) tarafından 2019’un başında başlatılan büyük taarruza kadar bu sıfatı sırasıyla almış oldular.

Ulusal Ordu’nun Murzuk, Sebha ve Ubari yakınlarındaki ilerleyişi, sonunda El-Fil bölgelerini savunmak için Tuareg ve Tubu milislerinin bir araya gelmesini sağladı. Böylece, Mayıs 2016'da bir Güney Ulusal Ordusu oluşturma planları ilk kez masaya yatırıldı. Bu girişim, yüksek rütbeli bir Targui subayı olan Ali Kana Souleymane'nin çalışmasıydı ve güneyli etnik gruplar arasında Fayiz Es-Serrac’ın Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) tarafından ihmal edildikleri algısına paraleldi. Bu nedenle, son dört yılda aralarında yaşanan çatışmalara rağmen, iki etnik yapı General Ali Souleymane'nin komutası altında ittifak kurmaya çalıştı. Libya Ulusal Ordusu, Tuaregler ve Tubuların bölgelerini savunmak için güçlerini birleştirmesi ve General Ali Kana'nın bölgenin Trablus askeri komutanı tarafından atanması doğrultusunda Fizan’a bir saldırı başlattı.

Hafter'e karşı birleşik cephe

Hafter birliklerine karşı şiddetli direnişlerine rağmen, Tuaregler ve Tubular, Rus ve yabancı paralı askerler tarafından takviye edilen bu orduyu durduramadılar. Doğal kaynaklarının sömürülmesi konusundaki anlaşmazlıkları veya Kuzey'deki iki rakip siyasi varlığa karşı benimseme tutumları onlara galip geldi ve onları zayıflattı. Süregelen savaşların vahşeti, düşmanın gücü ve Trablus'tan gelen yetersiz destek, onları Ulusal Ordu’ya yer vermeye ve petrol sahaları da dahil olmak üzere çeşitli stratejik pozisyonlarda Ulusal Ordu’nun varlığını kabul etmeye zorladı.

Aralarındaki bölünmeler, özellikle ülkeyi yöneten rakip makamlar arasındaki güç dengesinin sürekli bir akış halinde olmasından kaynaklanıyor. Şimdi, devam eden bu çapraz ilişki, her iki etnik grubun da uzun zamandır onları araçsallaştıran ve marjinalleştiren bir Libya toplumunda kendilerine bir yer oluşturmayı ve petrol gelirlerinin adil bir payından yararlanmayı umdukları bir fırsat sağlayabilir. Dolayısıyla, mevcut savaşın sonu yaklaşırken, ne pahasına olursa olsun kendilerini kaybeden tarafta bulmaktan kaçınmalıdırlar.

Ancak mevcut durum, Tubular ve Tuareglerin uğruna savaştıkları takdiri elde edemeyeceklerini gösteriyor. Petrol fiyatlarındaki düşüşün yol açtığı benzeri görülmemiş kriz nedeniyle ülkeyi etkileyen ekonomik kaos, ki Türkiye (UMH'yi destekleyen) ve Rusya'nın (General Hafter'i destekleyen) uyguladığı kombine baskı rakip hükümetlerin müzakere masasına gelmesine sebep olmuştu, Güneydeki etnik azınlıkların yokluğu, krizin kalıcı bir sonucunu son derece olanaksız kılacaktır. Sonsuz görünen bu çatışmaya yönelik müzakere edilmiş bir çözüme ulaşmak için, 9-15 Kasım tarihleri arasında Tunus'ta bir Libya Siyasi Diyalog Forumu düzenlendi ve 24 Aralık 2021'de seçimlerin yapılacağı duyuruldu. Ve tabii Tuaregler veya Tubuların katılımı olmaksızın…

Kaynak: Mepa News

*Yayınlanan haberlerde yer alan düşünceler ve ortaya konulan fikirler veya kişiler Mira Haber’in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

EN ÇOK OKUNANLAR